Sabah kahvemi aldım, bilgisayarın başına oturdum.
Ekrana baktım.
Ekran bana baktı.
Ben ekrana baktım.
Sonra içimden şu geçti:
“Bugün hangi işi yapay zekâya yaptırsam?”
Bir saniye sonra durdum.
“Bir dakika… Ben burada ne yapıyorum?”
Sanırım teknolojiyle ilişkimiz tam olarak bu noktaya geldi.
Eskiden bilgisayarı açıp “Bugün ne işim var?” diye düşünürdük.
Şimdi bilgisayarı açıp “Bugün neyi ben yapmayayım?” diye düşünüyoruz.
Gayet normal.
Her şeyin bir butonu var artık
Eskiden bir mail yazmak için oturur, iki cümle yazıp üçüncüsünde takılırdım.
“Merhaba, nasılsınız?”
Sonra yarım saat:
“Umarım iyisinizdir” mi desem?
“Umarım bu e-posta sizi iyi bulur” mu desem?
Yoksa direkt konuya mı girsem?
Şimdi yapay zekâya:
“Şu maili kibar ama fazla resmi olmayan bir şekilde yaz.”
Bitti.
İnsanlığın binlerce yıllık iletişim macerası iki satırlık komuta indi.
Sonra bir de “Biraz daha samimi olsun” diyorum.
Ardından:
“Biraz daha kısa.”
Sonra:
“Daha doğal.”
En sonunda yazdığım mail, benimle hiç tanışmamış birinin benim adıma yazdığı ama benden daha iyi konuştuğu bir metne dönüşüyor.
Ben de gönder tuşuna basıp kendimi profesyonel sanıyorum.
İşin komik tarafı şu
Yapay zekâ gerçekten çok işe yarıyor.
Bunu inkâr etmek mümkün değil.
Uzun bir rapor geliyor.
Eskiden:
“Bunu ne zaman okuyacağım?”
Şimdi:
“Özetle.”
Bir Excel dosyasında formül çalışmıyor.
Eskiden:
Google → forumlar → üç farklı video → sinir krizi.
Şimdi:
“Bu formül neden çalışmıyor?”
Cevap geliyor.
Ben:
“Evet ya, ben de tam bunu düşünüyordum.”
Hayır.
Düşünmüyordum.
Ama artık düşünmüş sayılıyorum.
Bazen de fazla yardımcı oluyor
Asıl tehlike burada başlıyor galiba.
Çünkü insan tembelliğe inanılmaz hızlı alışıyor.
Bir şeyi düşünmek zor geliyor.
Sor.
Bir metin yazmak zor geliyor.
Yazdır.
Bir fikir bulmak zor geliyor.
Fikir iste.
Bir yemek yapacaksın.
“Evde yumurta, domates, peynir ve bir tane de ne olduğunu bilmediğim sebze var. Ne yapabilirim?”
Eskiden buna “menemen” derdik.
Şimdi üç aşamalı tarif, besin değerleri ve alternatif sunum önerileri alıyoruz.
Bir noktada yapay zekâ mutfağa gelip tencereyi de karıştıracak diye bekliyorum.
En korktuğum şey ise başka
Bir süre sonra kendi düşüncelerimizi de otomatikleştirmeye başlamak.
Mesela bir konuda fikir sahibi olmadan önce cevabı aramak.
Bir şey yazmaya başlamadan önce “Bunu nasıl yazmalıyım?” diye sormak.
Bir problemi çözmeye çalışmadan önce çözümünü istemek.
Halbuki bazen saçmalamak gerekiyor.
Gerçekten.
O ilk kötü fikir gerekiyor.
Kötü cümle gerekiyor.
Yanlış cevap gerekiyor.
Çünkü insanın kendi fikrine ulaşması biraz böyle bir şey.
Önce saçmalıyorsun.
Sonra biraz düzeltiyorsun.
Sonra bir bakıyorsun:
“Ha! Ben aslında bunu söylemek istiyormuşum.”
Yapay zekâ sana doğrudan düzgün bir cümle verebilir.
Ama o cümle her zaman senin cümlen olmayabilir.
Bir de şu “insanlara sorma” meselesi var
Bunu da unutuyoruz.
Eskiden bir şey bilmediğimizde birine sorardık.
“Sen bunu nasıl yapıyorsun?”
“Bu konuda ne düşünüyorsun?”
“Ben olsam ne yapardın?”
Sonra sohbet uzardı.
Konu başka yere giderdi.
Bir kahve daha söylenirdi.
Belki asıl sorunun cevabını bile bulamazdık ama eve başka bir düşünceyle dönerdik.
Şimdi her şey çok hızlı.
Sor.
Cevap al.
Devam et.
Sor.
Cevap al.
Devam et.
Bir bakmışız bütün gün cevap toplamışız ama hiçbir şeyi gerçekten düşünmemişiz.
Bu biraz komik, biraz da düşündürücü.
Ben artık yapay zekâyı biraz “stajyer” gibi görüyorum
Her şeyi ona yaptırmıyorum.
En azından kendime bunu söylüyorum.
Bazen gerçekten çok iyi bir yardımcı.
“Şuna bir bakar mısın?” diyorsun.
Bakıyor.
“Birkaç fikir ver.”
Veriyor.
“Burada neyi kaçırıyorum?”
Gösteriyor.
Ama son kararı yine kendim vermeye çalışıyorum.
Çünkü stajyere şirketi teslim etmiyoruz sonuçta.
Hem belli mi olur?
Bir gün gelir, o da “Bu işi biraz daha iyi bir yapay zekâya soralım,” der.
O zaman gerçekten işimiz biter.
Sanırım mesele teknoloji değil, ayar meselesi
Yapay zekâ hayatımızdan çıkacak gibi görünmüyor.
Zaten çıkmasını da istemiyorum.
Bana zaman kazandırıyorsa, sıkıcı işleri azaltıyorsa, kafamın takıldığı yerde yardımcı oluyorsa neden kullanmayayım?
Ama her kolaylığın peşinden koşmak da istemiyorum.
Çünkü bazı şeyleri kendim yapmak hoşuma gidiyor.
Kendi cümlemi bulmak.
Bir fikrin peşinden biraz sürüklenmek.
Yanlış yapmak.
Bir arkadaşa danışmak.
Bazen de hiçbir şey yapmadan kahve içmek.
Hatta sadece kahve içmek.
Bunun için bile yapay zekâdan tavsiye almaya başladığımız gün biraz korkacağım.
“Sabah kahvemi nasıl daha verimli içebilirim?”
“İsterseniz size 7 maddelik bir kahve rutini hazırlayabilirim.”
Yok artık.
Kahvemi de ben içerim.
En azından şimdilik.
Belki de yapay zekâyla kurmamız gereken ilişki tam olarak bu:
Bize yardım etsin.
Bizi hızlandırsın.
Bazen aklımızı açsın.
Ama arada bir bilgisayarı kapatıp kendi kafamızın içinde de biraz dolaşalım.
Çünkü insanın bazen cevaba değil, biraz düşünmeye ihtiyacı var.
Ve evet...
Bunu yazarken de yapay zekâdan yardım almadım.
Yani...
Bu cümleyi birazdan yapay zekâya kontrol ettirebilirim.
Ne olur ne olmaz.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın!