Çürümenin Sıradanlaştığı Bir Düzen: Yolsuzluk ve Futbolda Hakem Skandalları Üzerine

Türkiye’de olup bitenlere baktığımda artık gerçekten ne diyeceğimi bilemiyorum. Her gün yeni bir iddia, yeni bir skandal, yeni bir yolsuzluk haberi… Daha dün konuştuğumuz şeyi sindiremeden bugün başka bir olayın ortasına düşüyoruz.

İnsanın aklından ister istemez şu geçiyor: Yeter artık, bu kadarı da olmaz.

Bir ülkede bunlar bir kez, iki kez yaşanabilir. Ama sürekli hale geliyorsa, artık tek tek olayları değil, sistemin kendisini konuşmak gerekiyor. Çünkü mesele sadece birkaç kişinin yaptığı yanlışlardan çok daha büyük. Hukuka, adalete ve liyakate olan güven her geçen gün biraz daha aşınıyor.

Beni en çok rahatsız eden şey ise artık insanların şaşırmaması.

Eskiden büyük bir skandal olduğunda herkes konuşur, tepki gösterir, günlerce tartışırdı. Şimdi ise birkaç saat sonra başka bir gündem geliyor ve önceki olay unutuluyor. Sanki başımıza gelen her şey normalmiş gibi yaşamaya başladık.

İşte asıl tehlikeli olan da bu.

Üstelik bu çürüme sadece siyasette ya da ekonomide kalmıyor. Hayatın her yerine dokunuyor.

Son dönemde futbolda yaşanan hakem tartışmaları bile bunun ayrı bir örneği. Milyonlarca insanın haftanın stresinden kaçıp birkaç saatliğine heyecanlandığı futbolun içine bile şaibe, kaset iddiaları, kayırmacılık ve kulisler girdi.

Futbolun kendisi zaten yeterince tartışmalı. Ama insanları asıl öfkelendiren sonuçtan çok kurallara olan inancın kaybolması.

Çünkü bir insan maçın sonucuna değil, adaletine güvenmiyorsa ortada futbol heyecanından geriye ne kalır?

Bugün siyasette, ekonomide, sporda aynı şeyi konuşuyoruz: Kural herkese aynı mı uygulanıyor?

Bu soruya gönül rahatlığıyla “evet” diyemiyorsak ciddi bir problem var demektir.

Bir de gençleri düşünüyorum.

Dürüst çalışarak, okuyarak, kendini geliştirerek bir yerlere gelmek isteyen gençler ne düşünecek? “Ben ne kadar çalışırsam çalışayım, önemli olan kimi tanıdığım mı?” diyecek?

Böyle bir düşünce bir ülkenin geleceği açısından bundan daha büyük bir tehlike olabilir mi?

Kimse kusura bakmasın ama insanlar aptal değil. Kimin ne yaptığını, kimin nasıl yükseldiğini, kimin hangi kapıları açtığını görüyorlar. Belki bugün ses çıkarmıyorlar. Belki yoruldular. Belki artık tepki vermenin de bir şeyi değiştirmediğini düşünüyorlar.

Ama bu, hiçbir şeyi görmedikleri anlamına gelmez.

Halk susabilir ama unutmaz.

Ve adalet dediğimiz şey sadece başkasının başına geldiğinde hatırlanacak bir şey değildir. Bugün güçlü olanın yanında duranlar, yarın aynı güce sahip olmadıklarında adaletin ne kadar önemli olduğunu çok daha iyi anlayabilir.

Benim asıl korkum da bu: Bir toplumun skandallara değil, skandalsız bir güne şaşırmaya başlaması.

Çünkü bir ülkeyi sadece yolsuzluklar, yanlış kararlar veya kötü yönetim yıpratmaz. İnsanların “Zaten hiçbir şey değişmez” demeye başlaması asıl çöküştür.

Ve buna alışmamalıyız.

Yeter artık. Gerçekten yeter.